14 oct. 2014

Ali Narçın : Impresii despre Congresul Mondial al Eminescologilor

Ali Narçın este un poet și un important cărturar turc, autor a numeroase și valoroase volume despre civilizațiile vechi. După decembrie 1989, Ali Narcin a vizitat constant România. Învățând românește, a auzit vorbindu-se, mereu despre poetul nostru național, Mihai Eminescu.Curiozitatea în a-l cunoaște pe Eminescu l-a determinat să învețe și mai bine limba română. Poetul și cărturarul turc Ali Narcin a făcut o pasiune constantă pentru poezia eminesciană. În anul acesta a participat la lucrările Congresului Mondial al Eminescologilor. Ediția a-III. A împărtășit impresiile despre acest forum important postului de televiziune Anahtar.tv.
Vă prezentăm acest interviu: 

Mihai Eminescu Kongresi ve ben
       Ali Narçın


Moldova’nın başkenti Chişinau kentinde gerçekleştirilen Miha Emnescu’nun 3’üncü çevirmenler kongresinde (Congresul Mondial Al Eminescologılor Editia a III-a) bu yıl Türkiye’den ben katıldım. Konferansa bir gün kala Moldova’nın başkenti Chişinau havalimanında beni Moldova’nın Gagauz Türklerinden Ana Sözü gazetesi baş redaktörü yazar Todur Zanet karşıladı. Todur Zanet Konferans boyunca bana rehberlik etti ve çeşitli kişilerle tanışmama vesile oldu. Ayrıca Moldova Türk Büyük Elçisi Mehmet Selim Kartal’ın özel davetine ve kısa da olsa sohbetine teşekkür ederim. Büyük elçi Mehmet Selim Kartal, benimle birlikte elinde Mihai Eminescu’nun kitabıyla resim çektirerek şaire olan duygularını yansıttı.

3.09.2014 tarihinde başlayan konferansta salonda bulunduğum sıralarda beni o konferansa davet ettiren “Centrul Academic İnternational Eminescu” kütüphane müdürü Elena Dabija ile karşılaştım. Elena Dabija oldukça sıcak bir karşılamayla benimle yakından ilgilenenlerden biri oldu. İnstitutul de Filologie al ASM’nin “Azurie a de Ştiinte a Moldovei” konferans salonunda başlayan Kongrenin açılış konuşmaları organize edenler ve yetkililer tarafından yapıldı. Bu konuşmacılardan Preşedinte al Academiei de Ştiinte Moldovei AkademisiyenGheorghe Duca, Director al İCR Mihai Eminescu Chişinau Academisiyen Valeriu Matei ve Organize edenlerden Akademisyen Mihai Cımpoi, Dr.Hab.Vasile Bahnaru dikkat çekenler arasındaydı.

Kürsüye çıkma sıram gelmeden önce konuşmacılardan Romanya adına Akademisyen Eugen Sımıon, İtalya adına Prof. Giuseppe Manıtta, Ucrania adına Academisyen Vasile Târâteanu, Çin adına Prof. Su Yan,Ayrıca yine Romanya adına Prof. Mihai Stan birer konuşma yaptıktan sonra kürsüye beni davet ettiler. Ben önce Türkçe birkaç sözcük kullandıktan sonra Romence Mihai Eminescu’nun şiirlerine nasıl baktığımı kısaca anlattım. İleri sürdüğüm yaklaşımla ilerde Mihai Eminescu’nun şiirlerine benim gibi bakmaları hakkında bazı ifadeler kullandım. Bununla ilgili “Mihai Eminescu, beş mektup ve Osmanlı” başlıklı ikinci kitabımda önemli açıklamalarda bulunmuştum. Bu açıklamaların Eminescu şiirlerindeki ölçülerin “Divan” ekolü tarzında yazıldığını tespit edince hiç şaşırmadım. Çünkü Osmanlıya olan yanıtı Divan ölçüleri tarzında ele alınmıştı. Eminescu’nun ikinci kitaptaki düşüncelerimden önemli olanları bu makalede ele almanın yararlı olacağını düşündüm. Böylece tarifi Romen edebiyatçıları tarafından zor olan Divan ekolünü ortaya koymuş ve Eminescu’yu da Divanı iyi kullanan şairler arasında göstermiştim.




III mektup, Mihai Eminescu ve Osmanlı beyliği
Oldukça romantik bir felsfe anlayışı çizen Mihai Eminescu III mektup şiirinde bir taraftan Osmanlı beyliğini överken bir taraftan da ülkesinin özgürlüğüne ulaşması için nazireler kurgulamaktadır. Bazı ilginç saptamalarla Eminescu anlayışının ezoterik bir felsefe içinde kilitlenmiş olduğuna tanık olmaktayız. Yazdığı “I, II, III, IV ve V” mektuplarla döneminde belki de sanatının zirvesini paylaşan Eminescu; mektup tarzındaki bu şiirlerinde inanılmaz bir insan sevdasını da ortaya koymaktadır. Olaylara insanı açıdan bakmayı adeta bir sanat şeklinde belirten Eminescu; nedense anlaşılmayan bir ayrıntıyla okurun karşısına dikilmiş, halkın tabandan isteklerine ise karşılıksız olarak dizelerde cavaplamayı esirgememiştir. III mektup şiirinde kozmogonik düşünen Eminescu; sorunların insanca çözülmesinin mümkün olabileceğini ve dünya topraklarının herkesin yaşamına cevap verecek büyüklükte olduğunu ifade etmektedir. Mektup şiirinde kapalı sözcüklerle bir kahramanlık simgesi ele alınmakta ve kral Mircea’nın da halkını savunan bir karşı duruş biçimin biyografisini sergilemektedir. Başarılı ve parlak bir dönem sürdüren Mirca’nın da halkının daha özgür olarak yaşamak istemesine karşılık, bir anlamda da kentin anahtarını teslim etmesini de eleştri durumuna getirmektedir. Epik ve dramatik bir sözcükle örgütsel sanatını mektuplara işleyen Eminescu; belki de bu uzun mektup şiirleriyle geleceğe nasıl mesajlar verebileceğini belirtmektedir. Şiirinde Osmangazi’nin Şeyh Edebali’nin kızı için Eskişehir üzerinden Bileciğe nasıl baktığını ve eşi olarak düşündüğü Malhatun’a olan özlemini dile getiren sözcükler yığını görülmektedir. Özellikle Yıldırım Beyazıt aşkı onu Osmanlıya karşı sevecen hale getirir ve halkının özgürlüğü için de bazı isteklerinin olduğunu açıkça göstermektedir. Şiirinde Osmanlıya yapılan övgüler yanında Rovie(Rovino) savaşını da ele almaktadır. Özellikle şiirdeki sahte kahramanlıktan da söz eden Eminescu bazı ironik sözcüklerle bir karşı duruş biçimi sergilemektedir.
Şiirlerinde alışılmışlığın dışında gizlenen bir şey var
Divan edebiyatı Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra ortaya çıkan bir edebiyat akımıdır. Bu akım Arap ve Fars edebiyatının etkisi altında gelişmiştir. Özellikle Arap ve fars sözcüklerinin Osmanlıcanın içine sızarak katipler tarafından benimsenmesinden sonra ortaya çıkar. ”Divan” edebiyatı olarak anılmasının nedeni de şairlerin divan şeklindeki defterlere el yazmasıyla yazmalarından ortaya çıkar. (Mihai Eminescu’nun da böyle bir divanı var) Türkler, Fars edebiyatından büyük ölçüde beslenmişlerdi. Anadolu’da kurulan Türk devletleri resmi dil olarak Arapça ve Farsçayı kullandıkları için etkileşim çok fazla olmuş ve saray çevresinde şair ve yazarlar eserlerini Arapça ve farsça yazmaya başlarlar. Özellikle Osmanlılar döneminde Arapça ve Farsçanın etkisinde kalmış olan Osmanlıca dili, Divan edebiyatında kullanılan ana dil olmuştur. Divan edebiyatı daha çok şiirsel dizelerde etkisini göstermiştir. Bu edebiyat ekolu 13 yüzyılda ortaya çıkmıştır. Divan edebiyatının ortaya çıkmasında en çok emeği geçen Hoca Dehhani’dir. Hoca Dehhani İran’da Firdevsi’den etkilenir sonra da Horasan’dan göç ederek Konya’ya yerleşir. Daha sonra yani 14 yüzyılda bu edebiyat akımı Konya, Kırşehir, Niğde, Kastamonu, Sinop, Sivas, İznik, Bursa gibi kent merkezlerinde şairler ve yazarlar o dönemde Divan edebiyatının çağdaş örneklerini verirler. Ekolun ortaya çıktığı dönemlerde şairler ve yazarların eserleri kahramanlık hikayeleri, öğretici ve eğitici dini yapıtlar olarak ortaya çıkaralar. Böylece İran edebiyatında işlenen konuların çoğu Türk edebiyatına girmiştir. Bunlara örnek gösterilen Mesud Bin Ahmed ve yeğeni İzzeddin’in 1350 yılında yazdıkları “Süheyl ü Nevbahar” Şeyhoğlu Mustafa’nın 1387 yılında yazdığı “Hurşidname” Süleyman Çelebi’nin 1351-1422 arasında yazdığı “Vesiletü’n Necat” adlı yapıtıyla “Mevlid” adlı ünlü yapıtı İran edebiyatından etkilenerek ortaya çıkan eserlerdir. Divan edebiyatı 16 yüzyılda parlak dönemini yaşar ve bu dönemde Bâki ve Fuzûlî Divan şiirinde en iyi örneklerle ortaya çıkmış sanatçılardı. 17 yüzyıl sıralarında ise Nabi, Nefi, Nedim, Şeyh Galib gibi şairler ortaya çıkar. Nedim ve Şeyh Galib’in bazı eserlerinde hece ölçüsüyle yasılmış şiirler görmek mümkündür. Ancak 18 yüzyılda ise bir gerileme ortaya çıkmıştır. Şiir yazanlar ise Nedim ve Şeyh Galib’in sanatından etkilenerek benzer çalışmalar yapmışlardı. Divan edebiyatında kullanılan nazım ölçüsü “dize ve sıra” demektir. Özellikle Aruz vezni, açık ve kapalı heceler belli bir düzen içinde sıralanırlar. Aşk teması Divan şiirinin merkezini oluşturur.
Divan edebiyatını kısa da olsa açıklamamın nedeni Mihai Eminescu’nun mektuplar adını verdiği 5 şiirindeki çalışma beyitler şeklindedir. Ancak ölümünden sonra büyük olasılıkla şiirden az anlayanlar tarafından “Divan Şiiri” ekolünü bilemediklerinden olacak ki dizeleri alt alta yerleştirmeyi uygun görmüşler. Oysa gerçeğin kendisi Eminescu’nun “Divan Edebiyatı”na has bir şekilde şiirlerini yazdığını görmekteyiz. Bunlara örnek Romen dilindeki dizelerini ve şiir ölçüsünü gösterebiliriz. Bakınız,
„Când cu gene ostenite sara suflu ‘n lumânare,
Doar ceasornicul urmează lung’ a timpului cărare,